Buradasınız: Anasayfa Duyurular DUYURU VE HABERLER KINALI KEKLİKLER
Decrease font size  Default font size  Increase font size 
KINALI KEKLİKLER Yazdır e-Posta
Perşembe, 02 Nisan 2009 20:32

      Yolumuzu Toroslara doğru verdik bu kez. Geçen günler  içinde Gündoğmuş yolların da geleneksel bir şölenin son temsilcilerini izledik buruk bir şekilde. Nasıl içimizde bir heyecan geçmişe çocukluğumuzun yayla göçleri . Süslü mayalar, lökler ,ala kilimlerin tokalı ala çuvallarının yol boyu sergilendiği göç kervanları. En renkli giysileriyle genç kız ve delikanlılar.Sürüler .göç çanlarıyla süslenmiş keçi davar sürüleri.

 

En büyüğü Takırtıdan firik dediğimiz en küçüğüne  çanlar sürülere neşe haz verirdi. Akseki Cemeller Köyünde yapılan bu çanlar yayla göçü öncesi satın alınarak tüm sürü çanlarla hele çan için yapılan bağlar nakış nakış işlenirdi adeta. Her çobanın bir gösterisi bir şölen zenginliği idi çanlar. Düğün alayının süsülü araçları ne ise günümüzdeyayla göçü süsü onon binlerce kat alımlısı idi. Çanlar.Ve o çanların takıldığı onlarla  özdeşleşilen erkeçler tekeler,keçiler. Her birinin tıpkı insanlar gibi adı olan keçiler koyunlar çanlar la süslenirdi..

 

Bütün bunlar nasıl mı çağrıştı beynimizin derinliklerinde. 20 Mayıs Pazar günü Serinyaka Köyü Zeytin çiftliğinde Yörük göçlerini çeken televizyon ekibin ile tanıştık. İstanbul Sırt Çantası Dergisi için belgesel çekiliyor muş. Manavgat Namaras Yörüklerinden bir aile ile birlikte kona göçe yayla göçü belgeseli çekiliyor. Hazırlanacak belgesel YÖRÜK GÖÇÜ adı ile televizyonlarda  yayınlanacak mış.

 

Asıl hikayemiz Serinyaka Köyü gezimizle ilgi. Zeytinden Serinyaka tabelasının hemen yanından köy yoluna saptık. Hemen  birkaç yüz metre sonra sizi şırıl akan suyu ile bir çoban çeşmesi karşılıyor.Güneşe uzanmaya çalışan boyları ile çam ağaçları,yeşilin en güzel tonunda renkli çınarlar,sandallar,menevişler arasında art arda gelen çeşmeler içinizi ferahlatıyor. Fundalık şeklindeki delice zeytinleri acaba  dikkat çekip aşılanıp ıslah edilemez mi diye düşündüm yol boyu.O ne birden önümüzden uçuveren kınalı keklikler. Doğaya ne kadar uyumlu ürkek bir o kadar çekici toros şarkıcıları.Dört kilometrelik yolculuktan sonra köye varılıyor. Hemen sizi ilk karşılayan düzenli bir mezarlık.Bahçesinde oynayan birkaç çocuğun cıvıldadığı okul. Köyün hemen ortasından geçen yaklaşık bir kilometre uzunluğunda yol.Sağlı sollu evler. Kimisi boş kimisinde tek tük kalan yaşlılar.

 

Köyde gezerken kulağımıza keklik ötüşleri gelmez mi.Önce kafeste keklik diye düşündük. Konu açılınca köyde keklik üretimi kafeslerinin olduğunu söylediler.Ayağımız bizi sesin geldiği yere kendiliğinden sürükledi.Tanıdık biri. Halil Sabur. Gündoğmuş ve yöresinin en eski nakliyecilerinden. Şimdilerde Gündoğmuş Şoförler Odası Başkanlığından sonra Esnaf ve Sanatkarlar Odası başkalığı görevini yürütüyor. Öncelikle bu işin nereden akılına geldiğini sorduğumuz da hem yılların yorgunluğunu giderdiğini hem de karlı bir iş olduğunu söyledi.On altı anaç keklikle üretime başlamış şu anda 180 adet  yumurtanın  kuluçka makinesine konduğunu 21 günlülük kuluçka döneminden sonra  keklik palazı elde edeceğini belirtti. İyi de Halil Usta bu keklikler ne yer ne içer diye sorduk.Günde yaklaşık yarım kilogram buğday ve benzeri yem ile yeşil ot yediklerini söyledi. Palazların 3-4 ayda gelişeceğini özellikle tanesinin 15-20 YTL. Fiatla  alıcısının hazır olduğunu söyledi.

 

Hep deriz Gündoğmuşlu ekmeğini taştan çıkarır diye. Artık Halil Sabur’u dinleyince Gündoğmuşlu ekmeğini taştan ağaçtan kuştan çıkarır diyoruz.

Bir başka köy hikayesinde buluşmak üzere kalın sağlıcakla.